Gökkuşağı Şehrinin Cesur Kelebeği

Bir varmış bir yokmuş, çok uzaklarda, rengârenk çiçeklerin açtığı, kuş cıvıltılarının hiç dinmediği Gökkuşağı Şehri adında bir yer varmış. Bu şehirde, her renkten kelebekler yaşar, hepsi birbirinden güzel ve neşeliymiş. Fakat içlerinden biri, diğerleri kadar neşeli ve kendine güvenen biri değilmiş. Bu kelebek, adını yıllar önce annesi ona koymuş: Minik Pembe.

Minik Pembe, diğer kelebeklerle birlikte uçarken hep arka planda kalır, bazen de onlardan uzaklaşmayı tercih edermiş. Onların rengârenk kanatlarının arasında, pembe kanatlarıyla uçmak ona zor gelirmiş. Arkadaşları hep yükseklerden uçar, en güzel çiçeklerin üzerine konarlarmış. Minik Pembe ise hep daha alçaklarda uçar, en sıradan çiçekleri seçermiş. Kendisine pek güvenemez, diğer kelebeklerin yanında küçük ve önemsiz hissederken, bir gün bir şey değişmiş.

Gökkuşağı Şehri'nin en yüksek tepesinde, bir grup kelebek toplanmış. Hepsi, Gökkuşağı Şehri'nde yapılacak olan büyük bir gösteri için pratik yapıyormuş. Gösterinin sonunda, en cesur ve en yetenekli kelebek, bir ödül kazanacakmış. Fakat Minik Pembe, cesaret eder de onlarla birlikte gösteriye katılır mıydı?

Minik Pembe’nin Hayalleri

Bir gece, Minik Pembe gökyüzünde parlayan yıldızlara bakarken, içinden bir ses duydu. "Neden denemiyorsun?" diyordu o ses. "Belki de sen de çok güzel bir şey yapabilir, gönlündeki hayalleri gerçekleştirebilirsin." Minik Pembe, o an düşündü. Evet, belki de denemesi gerekiyordu. İçinde bir umut ışığı belirmişti. Yıldızların güzelliğinden ilham alarak, ertesi sabah arkadaşlarının yanına gidip gösteriye katılmak istediğini söyleyecekti.

Ertesi sabah, Minik Pembe cesaretini toplayarak arkadaşlarının yanına gitti. "Ben de gösteriye katılmak istiyorum!" dedi. Diğer kelebekler başlangıçta ona biraz şaşırmış gibi baksa da, gülümseyerek, "Tabii ki, gel! Sen de bizimle uçabilirsin!" dediler. O an, Minik Pembe’nin kalbinde bir sıcaklık hissetti. Belki de sadece özgüven masalı diye düşündüğü şey, gerçekten de onun için bir gerçek olabilirdi.

Gökkuşağı Şehri’nin kelebekleri gösteriyi yapmak üzere hazırlıklara başladı. Her bir kelebek, uçarak, döne döne, birbirinden güzel figürler yapmaya başladı. Ancak Minik Pembe, uçarken bazen takılıyor, bazen de diğerlerinin arkasında kalıyormuş gibi hissediyordu. Ama asla pes etmeyi düşünmedi. Her seferinde yeni bir deneme yapıyor, hatalarından ders alıyordu.

Kendini Bulmak

Gösterinin yapılacağı gün geldi çattı. Gökkuşağı Şehri’nin bütün canlıları merakla bekliyordu. Kelebekler sırayla sahneye çıkıyor, muhteşem gösteriler yapıyordu. Minik Pembe’nin sırası geldiğinde, kalbi hızlı hızlı çarpıyordu. "Bunu yapabilirim," diyerek kendine telkinde bulundu. Uçtu ve sahneye çıktı.

Başlangıçta, biraz tedirgindi ama sonra içindeki cesaret onu sarhoş etti. Hızla uçtu, renkli kanatlarını açtı ve çiçeklerin üzerine konarak, hayalindeki gösteriyi yapmaya başladı. Bu sefer, yalnızca pembe değil; aslında bütün renklerin bir parçası olduğunu hissetti. Diğer kelebekler ona eşlik etmeye başladı. Hepsi birlikte dönerken, Gökkuşağı Şehri’nin tüm renkleri gökyüzünde parladı.

Minik Pembe, en yükseklere uçarken, kendine olan güveninin artığını hissediyordu. Diğer kelebekler onu destekliyordu. Birlikte yaptıkları gösteri, en unutulmaz anlardan biri oldu. Minik Pembe, aslında kendisinin de ne kadar cesur olduğunu fark etti. Gösterinin sonunda izleyiciler coşkuyla alkışladı. Özgüvenini kazanmış bir kelebek olarak sahneye dimdik durdu.

Hızlıca çıktığı bu yolculuk ona sadece bir ödül kazandırmadı, aynı zamanda kendine olan güvenini de artırmıştı. Gökkuşağı Şehri’ndeki diğer kelebekler ona hayran kaldı. O günden sonra Minik Pembe, yalnızca pembe değil, birçok rengi bir araya getiren, cesur bir kelebek oldu. Onun hikâyesi, özgüven masalı olarak dillerden dillere dolandı. Artık her kelebek, Minik Pembe’nin cesaretini ve kararlılığını örnek alıyordu.

Gökkuşağı Şehri'nin kelebekleri, hayallerinin peşinden koşmanın ve kendine güvenmenin önemini öğrendi. Minik Pembe, sadece rengini değil, aynı zamanda içindeki cesareti de fark etmişti. Artık o, Gökkuşağı Şehri’nin en cesur kelebeklerinden biriydi. Her gün gökyüzünde daha yükseklere uçar, her anı bir macera gibi yaşar olmuştu.

Artık bambaşka bir kelebekti Minik Pembe. Kendi hikâyesini yazmış, özgüvenini kazanmış ve en önemlisi, hayallerinin peşinden koşmayı öğrenmişti. Gökkuşağı Şehri, onun hikâyesiyle daha da renklendi. Minik Pembe’nin cesareti, bütün kelebeklere ilham verdi ve hiç kimse hiçbir zaman yalnız olmadığını öğrendi.

Ve böylece Minik Pembe, Gökkuşağı Şehri’nin cesur kelebeklerinden biri olarak yaşamaya devam etti. Her sabah güneşin doğuşuyla birlikte, yeni hayallere kanat çırpıyor, kendisini ve arkadaşlarını özgüvenle uçmaya teşvik ediyordu. Ve hikâyesi, nesilden nesile aktarılmaya devam etti.

Bir varmış, bir yokmuş, Gökkuşağı Şehri’nde özgüven dolu bir kelebek varmış.

Benzer Masallar

Benzer Yazılar

  • Küçük Yıldızın Macerası

    Bir varmış bir yokmuş, uzaklarda parlayan bir yıldız varmış. Bu yıldızın ismi Lila’ymış. Lila, gökyüzünde parıl parıl parlayıp, insanların ve hayvanların gece uykusu masalları dinlerken hayallerini süsler, onların dileklerini gökyüzüne fısıldarmış. Fakat Lila, bir gün daha fazla parlamak ve herkesin dikkatini çekmek istemiş. Hayallerin Peşinde Bir gün Lila, gökyüzünden uzaklaşmaya karar vermiş. Rüzgarın onu götüreceği…

  • Minik Ayıcık ve Renkli Bahar

    Bölüm 1: Baharın Gelişi Bir zamanlar, derin bir ormanın içinde, sevimli bir minik ayıcık yaşardı. Adı Mavi’ydi. Mavi, her sabah güneşin doğuşuyla uyanır, ormanın güzel sesleriyle neşelenirdi. Ormanın kuşları cıvıldar, rüzgar yapraklarla dans ederdi. Fakat Mavi’nin bir sorunu vardı; bahar gelince, her şeyin rengarenk olduğunu görmek istiyordu ama hiç bahar görmemişti. Bir sabah, Mavi annesine…

  • Gökyüzündeki Yıldızlar ve Kayıp Renkler

    Bir zamanlar, renklerin ve hayallerin iç içe geçtiği bir ülkede, Minik Arı adında sevimli bir arı yaşardı. Minik Arı, rengarenk çiçeklerin arasında dans ederken, bu çiçeklerin neşesinin ve güzelliğinin tadını çıkararak günlerini geçirirdi. Her sabah güneş doğduğunda, Minik Arı hemen uyanır ve en sevdiği çiçekleri ziyaret ederdi. Fakat bir gün, Minik Arı gökyüzünde garip bir…

  • Bir Zamanlar Uzak Bir Ülkede

    Bir zamanlar, çok uzaklarda, rengarenk çiçeklerle dolu bir ülke vardı. Bu ülkenin adını "Neşe Ülkesi" koymuşlardı. Neşe Ülkesi, her gün güneşin parladığı, kuşların cıvıldadığı ve çocukların gülüp oynadığı bir yerdi. Her akşam, çocuklar ormanın derinliklerine doğru maceralar yaşamaya gider, oradaki gizemli yaratıklarla dost olurlardı. Ancak, bazı geceler, yavaş yavaş karanlık çökmeye başladığında, masalların ve hayallerin…

  • Bir Zamanlar Renkli Ormanda

    Bir zamanlar, hayal gücünün sınırsız olduğu rengarenk bir ormanda, minik hayvanlar ve neşeli kuşlar yaşardı. Bu ormanda, herkes birbirini çok severdi. Küçük tavşan Tüylü, akıllı sincap Misket ve sevimli kirpi Piko’nun en sevdikleri şey, macera dolu günlerde yeni arkadaşlar edinmekti. Her sabah kalktıklarında, o gün ne tür bir 3 yaş macera masalları yaşamalarını düşündükleriyle eğlenirlerdi….

  • Uçan Renkler Ormanı

    Bir zamanlar, uzak diyarlarda Uçan Renkler Ormanı adında büyülü bir yer vardı. Bu ormanın içindeki her şey, çocukların hayal gücünü besleyecek kadar canlı ve renkliydi. Ormanın ağaçları gökyüzüne kadar uzanır, yaprakları ise rüzgarla dans ederdi. Hayvanlar, şarkılar söyleyerek etrafta koşturur, gün batımında gökyüzü binbir renge bürünürdü. Ancak bu ormanın en büyük sırrı, içinde yaşayan yapay…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir