Bölüm 1: Fısıltı Taşları

Zümrüt Orman’ın kıyısındaki kasabada, üç arkadaş yaşarmış: Lara, Toprak ve Kerem. Her gün okuldan sonra ormana gidip dereyi geçer, yosunlu kayalarda zıplar, ağaç kovuklarına küçük bayraklar yerleştirirlermiş. Bir gün, dere kenarında yuvarlak, pürüzsüz bir taş bulmuşlar. Taş güneş vurunca parlıyor, gölgeye girince sanki fısıldıyormuş.

— Bunu duyuyor musunuz? diye fısıldamış Lara.

Toprak kulağını dayamış. — Sanki biri harita okuyor gibi. “Kuzeye üç adım, doğuya iki fısıltı…”

Kerem heyecanla zıplamış. — Hazine avı!

Taşı avuçlarının ortasına koyduklarında, taşın üstünde yeşil çizgiler belirip yuva şeklini almış. Çizginin ucunda üç küçük nokta görünmüş: “L, T, K”. Taş fısıldamış: “Ayrı düşmeyin.”

Çocuklar taşın gösterdiği yönde ilerlemişler. Ormanın içlerine doğru, daha önce hiç görmedikleri bir açıklığa varmışlar. Burada, ince uzun ağaçlar göğe doğru birer sütun gibi yükseliyormuş. Ortada, yosunlarla kaplanmış eski bir taş masa varmış. Masanın kenarına kazınmış semboller, üç küçük boşluğu işaret ediyormuş.

Lara taşı bir boşluğa yerleştirmiş. Taş masa hafifçe titremiş ve masanın üstünde başka semboller yanıp sönmüş. Toprak cebinden bir süre önce bulduğu çam kozalağı tılsımını, Kerem ise büyükannesinden kalan bakır düğmeyi diğer boşluklara koymuş. Üç nesne bir araya gelince, masanın kenarında ince bir yazı belirmiş: “Gizemi üç kalp açar.”

Bir anda etraflarında ışık iplikleri belirmiş ve yavaşça havada bir harita çizmiş. Harita, Zümrüt Orman’ın tam kalbini gösteriyormuş; ama haritanın ortasında bir boşluk varmış. Lara, “Eksik parça!” demiş. Fısıltı taşı tekrar konuşmuş: — Eksik parça sözünüzde saklı.

Üç arkadaş ellerini birleştirmiş. — Ayrılmamak, sırları kötüye kullanmamak ve yardıma ihtiyacı olana önce kulak vermek üzerine söz veriyoruz, demişler. Söz biter bitmez haritanın ortasındaki boşluk dolmuş; orada, Ay Kuyusu yazıyormuş.

Akşam olmak üzereymiş, ama merak ağır basmış. Ay Kuyusu’na giden patikaya girdiklerinde yerden yükselen ince sis bacaklarına dolanmış. Patikanın sonunda taş bir kuyu belirmiş; kuyunun içine baktıklarında su yerine yıldızlar görmüşler. Kerem eğilip dikkatle bakmış ve kendi yansımasını değil, yarının kendisini görmüş: elinde bir kitap, yanında iki arkadaşı. Lara, kuyuya bakınca, “Bir gün ormanın bekçisi olacağım” diyen küçük bir ses duymuş; Toprak ise haritada keşfedilmemiş yolları işaretleyen bir kaşif olarak görünmüş.

Kuyunun yanında, yosunların arasında ikinci bir taş parlamış. Üstünde “Bölüm 2 – Ayın Gölgesi” yazıyormuş. Lara taşı almış ve gülümsemiş. — Demek bu bir başlangıç.

Geri dönerlerken orman bambaşka görünmüş. Ağaçların yaprakları sanki alkışlıyormuş, dere şarkı söylüyormuş. Fısıltı taşı avuçlarında ısınmış ve son bir kez konuşmuş: — “Sözünüz sizi korur.”

Kasabaya vardıklarında gökyüzünde ince bir hilal asılıymış. Üç arkadaş, ertesi gün okuldan sonra Bölüm 2: Ayın Gölgesi için yeniden buluşmaya söz vermişler.

Önerilen İllüstrasyon Notu: Üç çocuk, yosunlu taş masanın etrafında; havada ışık ipliklerinden oluşan harita; uzakta hilal ve “Ay Kuyusu” yazısı.

Benzer Yazılar

  • Ayıcık Momo’nun Renkli Macerası

    Bir zamanlar rengârenk çiçeklerle kaplı, ağaçların meyvelerle dolu olduğu huzurlu bir ormanın derinliklerinde minik bir ayıcık yaşarmış. Bu tatlı ayıcığın adı Momoymuş. Momo, kocaman gözleri, pofuduk patileri ve karnında taşıdığı kalp şeklinde beyaz bir tüyle herkesin sevgilisiymiş. Ama Momo’nun bir sorunu varmış: renkleri karıştırıyormuş! Kırmızı elmayı mavi sanıyor, sarı papatyayı beyaz zannediyor, yeşil yapraklara turuncu…

  • Ayışığı Altında Uykucu Tavşan

    Bir varmış bir yokmuş… Yumuşak otların arasına serilmiş küçük bir tepe varmış. Bu tepenin eteklerinde, pamuk gibi bembeyaz bir tavşan yaşarmış. Adı Pofuduk’muş. Pofuduk’un en sevdiği şey, gün batımından sonra gökyüzünü dinlemekmiş. Evet, gökyüzü konuşurmuş; çünkü rüzgâr her akşam ağaçların yapraklarında fısıltılar taşır, yıldızlar ise usul usul göz kırparmış. Pofuduk o akşam da ay ışığının…

  • Gizemli Orman ve Küçük Kahraman

    Bir zamanlar, yeşillikler içinde küçük bir köy vardı. Bu köyün adı Gültepe idi. Köy halkı huzur içinde yaşar, gündüzleri tarlalarda çalışır, akşam olunca köy meydanında toplanıp sohbet ederlerdi. Bu köyde yaşayan Deniz adında on yaşında bir çocuk vardı. Deniz’in en büyük hayali, bir gün köyün dışında kalan ve kimsenin girmeye cesaret edemediği Gizemli Ormanı keşfetmekti….

  • Aslan ile Küçük Serçe’nin Dostluğu

    Geniş bir savanın ortasında, altın otların arasında Kral Aslan yaşarmış. Gür sesiyle herkes ona saygı duyarmış; ama bazen aslan öyle gürler, öyle hızlı yürürmüş ki, küçük hayvanlar korkup saklanırmış. Bir gün, aslan su içmek için göle yaklaştığında, su kenarında titreyen minik bir serçe görmüş. — Neden titriyorsun küçük dost? demiş aslan. Serçe ürkekçe kanatlarını toplamış….

  • İki Uçurtmanın Sırrı

    Bir varmış bir yokmuş… Denizle ormanın kol kola yürüdüğü, rüzgârın tuz ve çiçek kokusunu karıştırıp evlerin pencerelerine taşıdığı küçük bir kasaba varmış. Bu kasabada, aynı sokakta yaşayan iki çocuk varmış: Efe ve Mina. Efe, her şeye “hemen şimdi” demeyi seven, hızlı ve heyecanlı bir çocukmuş. Koşmayı, zıplamayı, yeni oyunlar bulmayı çok severmiş. Mina ise sakince…

  • Yıldız Tozu Şehri

    Bir zamanlar, gökyüzünün en yüksek noktasında yalnızca geceleri ortaya çıkan gizemli bir şehir varmış. Bu şehre sadece çocukların rüyalarıyla ulaşılabilirmiş ve adı da Yıldız Tozu Şehriymiş. Bu şehir, gece olunca parlayan yıldızlardan yapılmış evlerle, gümüşten sokaklarla ve gökyüzünde yüzen gondollarla doluymuş. Bir gece, küçük bir çocuk olan Mira, uyumadan önce pencereye bakarken bir yıldız kaydığını…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir